Rogers Evi

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Rogers Stirk Harbour + Partners

Mimar: Richard & Su Rogers
Yer: Londra, Birleşik Krallık
Yapım yılı: 1968-1969

Wimbledon Evi (Wimbledon House) veya 22 Parkside olarak da bilinen Rogers Evi (Rogers House), 1968 yılında Richard Rogers ve eşi Su Rogers tarafından tasarlanmış. Mimarlık tarihine önemli katkıları olan Rogers’ın az bilinen işlerinden biri olan Rogers Evi, mimarın ailesi için yapılmış. Rogers’ın tasarımı aynı zamanda 1967 Paris Bienali’nde İngiliz mimarisini temsil etmiş. Yapı, İngiliz mimari mirası için oldukça önemli bir yere sahip.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

Richard Rogers evi ‘dahil olduğum en başarılı küçük ölçekli proje’ olarak anlatıyor. Bunun sebebi tasarımın bir ev olarak Rogers’ın ebeveynlerine istenen özel alanı ve gözlerden uzaklığı sağlaması ve bu kapalılığı tamamı cam cepheler ve açık plan şeması ile dengeleyen bir yaklaşıma sahip olması. Güneybatı Lonra’da geniş bir yol bitişik, uzun ince ormanlık bir kentsel alandaki yapı, yolla evin arasındaki bir ses bariyesi olması amacıyla evden tamamen kopuk bir çömlek atölyesiyle tasarlanmış. Rogers Evi, iç avluya bakan iki ayrı unsurdan meydana gelmiş. Ev, Rogers’ın tanımıyla ’sağlam sınır duvarları ile şeffaf bir tüp’.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

“Ev, bir dizi portaldan oluşuyor…Ana fikir esneklik. Biz ailenin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek bir ev tasarlamayı hedefledik.” diyor Richard Rogers. Yapının çelik taşıyıcı sistemi, bakım masraflarından kaçınmak ve yapının strüktürü ve cephesi arasındaki bağlantıları kolaylaştırmak için yapının içerisine alınmış. Bu strüktür standart çelik kesitleriyle üretilmiş, birbiriyle aynı açıklığı geçen 8 adet rijit, kaynaklı portalla oluşturulmuş. Böyle bir taşıyıcı kurgu maksimum sökülebilirlik ile evi saran sisteme yeniden kullanılabilme ve iç mekan bölücülerinin istenilene göre tekrar düzenlenebilme özelliği sağlamış.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

Rogers Evi’nin duvarları kompozit panellerden oluşuyor: plastik kaplı alüminyum iç yüzey, köpük plastik çekirdekli ve neopren bağlantı sistemli paneller. Evin esneklik ilkesi etrafında şekillenen tasarım kurgusu nedeniyle bu panellerin çoğu hareket edebilen ayırıcılar olarak tasarlanmış.

Evin açıklıkları için canlı renklerde boyalı çelik çerçevelerin içi maksimum büyüklükteki camlar ile doldurulmuş. Evin tuvalet kısımlarında çatı olarak da çift katlı camlar tercih edilmiş. Çatıyı oluşturan camlar bu bölgelerde güneş ışığı yansıtıcı özelliğe sahip.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

Rogers Evi için Richard Rogers, ev için konsept fikrin çeşitli boyutlarda ucuza evler inşa etme imkanı sağlayacak bir dizi hazır eleman geliştirmek olduğunu belirtiyor. “Fikir, bütün bu evin bir fabrikada yaratılabileceğiydi.” diyor Rogers ve ekliyor: “Artık bu standart ögeler tasarlanmış olduğu için etrafınızda bulunan dükkanlardan alabilecektiniz.”. Rogers’ın bu fikirle amaçladığı o yıllar İngiltere’deki konut sorununa çözüm üretmek. “Bu İngilizlerin bütün konut sorunun çözen standartlaşmış bir sistem olacaktı. Olamadı! Ancak kesinlikle 50 yıl sonrasında ve hatta daha da uzun süre yaptığım işlerin çoğuna yol gösterdi.” diyor Rogers

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

Richard ve eşi Su Rogers’ın tasarımında yarattığı konsept ortaya çıkmamış olsa da yapının arkasındaki fikirler, mimarın bundan sonraki işlerinde geliştirilmiş. Rogers Evi, özellikle Richard Rogers’ın bu evden 9 yıl sonra İtalyan mimar Renzo Piano ile tasarlayacağı Centre Pompidou’nun habercisi niteliğinde.

Küçük ölçekli bu projedeki konsept fikirleri kariyerinde geliştiren Rogers’ın bundan sonra gelecek olan işlerini tasarım fikirleriyle yönlendiren ev tasarımı, mimarın halen en çok bilinen eserlerinden bir tanesi. Rogers, Piano ile tasarladığı yapının da dayandığı konsept fikirlerin temelinin Rogers Evi’nde atılmış olduğunu belirtiyor.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

“Bir anlamda 22 Parkside, Centre Pompidou’ya doğru bir prototipti…Eğer Wimbledon Evi’ni (22 Parkside) Renzo’nun işleri yanına koyarsanız bir nevi Centre Pompidou’ya benzer bir yapı elde edersiniz. Tabiki Centre Pompidou çok daha büyük -gerçek anlamda açık mekanlar ve katlar 2 futbol sahası büyüklüğünde.” diyor Roger ve ekliyor “Ama konsept ve onu destekleyen canlı renkler orada da var.”. Açık plan şemasının ve esnek mekanların denendiği bu küçük ev, Rogers’ın bu bağlamlarda hem de bu fikirleri ortaya koyan diğer işlerin öncüsü olarak mimarlık tarihine önemli bir katkısı olarak değerlendiriliyor.

Rogers Evi / Richard & Su Rogers

©Iwan Baan

Tasarlandıktan çok sonra ev, 2013 yılında 2. Derece miras listesine alınmış (Grade II Listing). İngiltere’de bu kadar yakın tarihli bir bina için oldukça nadir görülen bu ünvanın yapıya verilmesinin sebebi, Rogers Evi’in Birleşik Krallık’ın mimari mirası açısından büyük bir öneme sahip olması. Bundan 2 yıl sonra da yapı Philip Gumuchdijan tarafından aslına uygun olarak restore edilip Rogers ailesi tarafından Harvard Tasarım Enstitüsü’ne (Harvard Graduate School of Design) bağışlanmış.


RELATED POST